Sezgi Yasası

Sezgi Yasası ,artık kendi kimlik ya da değer duygumuz için başkalarının fikir ve kanılarına güvenmediğimiz, onlara tabi olmadığımız zaman, ancak o zaman kendi sezgi ve bilgelik kaynağımızla temasa geçebildiğimizde bizim için çalışır. Hepimiz bir şeylere tapınma eğilimindeyizdir; mesele, kanı tanrısına mı, yoksa ‘’Kalbimizin Tanrısına’’ mı tapınacağımızdır.

Giderek, söyleyecek daha az şeye sahip olduğumuz gördüm, sonunda sessizleştim ve dinlemeye başladım. Sessizlikte, Tanrı’nın sesini keşfettim.

SOREN KIERKEGAARD

Hepimiz burada, spiritüel yasalara uyum içinde yaşamak için bulunuyoruz, ama Sezgi Yasası özellikle, doğum sayılarında güçlü bir etki olarak, bütünlük (özü sözü bir’lik) ve bilgelik sorunlarına sahip olanlarımız için önemlidir. 9 enerjisiyle çalışanlarımız, kalp ya da duygu boyutu vasıtasıyla ulaşılan yüksek yasalarla bağlantı kurmak için burada bulunmaktadırlar. Bundan dolayı, Sezgi Yasası herkese yararlı olmakla birlikte, 9’lar için son derece önemlidir; çünkü o, bu insanların hayat amaçlarına giden ana kapıyı açmalarını mümkün kılar.

Sezgi Yasası, bu dünyaya güçlü bir kimlik, merkez veya içsel yön duygusu olmadan genlerimiz için gereken kaldıraç gücünü sağlayabilir. O aynı zamanda eleştiriye karşı son derece duyarlı olan ve -genellikle bir başkası tarafından belirlenen- doğru yapıp yapmadığını merak eden 6’ların ihtiyaçlarına ve sorunlarına hitap eder. Her iki durumda da, başka insanların fikir ve kanılarını izlemekle çok meşgul olduğumuzdan, kendi sezgi duygumuzdan, ‘’Kalbimizin Tanrısıyla’’ teması yitirmek kolaydır.

Belirgin bir kimlikten yoksunken, şu tür içsel sorulara net yanıtlar veremeyiz: ‘’Nasıl görünüyorum?’’ ‘’Ben kimim?’’ ‘’Nasıl yapıyorum?’’ ‘’Senin gözünde nasıl görünüyorum?’’ ‘’İyi miyim?’’ Böylece , kendimizi başkalarının tutum ve görüşlerine dayanarak tanımlarız; bir kimlik duygusu edinebilmek için başkalarının onay ve desteğine ihtiyaç duyarız. Kendimizi başkalarının bizimle ilgili duygularına göre tanımlar ve değerlendiririz; böylece, onların insafına kalırız, nasıl güçlü bir kanıya sahip olan birileri tarafından ustalıkla yönlendirilmeye açık hale geliriz.

Başkalarının Benim İçin Düşündükleri Önemli mi?

Kendimizi kontrol etmemiz ve dengelememiz için başka başvuru noktaları edinmemizde ya da başkalarına fikir danışmakta yanlış bir şey yoktur; farklı bakış açıları bize daha büyük persfektif sağlar, ama hayatımızı bir komiteyle idare edemeyiz. Bu dünyanın insanları yiyecek kıtlığı, su kıtlığı, hatta zeka kıtlığıyla karşı karşıyadırlar, ama fikir ve kanılar, ihtiyacın çok ötesinde bir fazlalığa sahiptirler. İnsanların bir takım kanılara sahip olmaya hakları vardır; ama bu kanıların bizimle ne ilgisi var? Başkalarının bizimle ilgili ne düşündükleri gerçekten bizi ilgilendirmez.

Sağlam bir kimlik duygusuna sahip olmayanlarımız; doğal olarak, bir geminin limanda demirlemeye ihtiyaç duyması gibi, kimliğimizi demirleyebileceğimiz birine ihtiyaç duyarız. Bundan dolayı, bir merak (hobi), bir öğretmen, bir sistem, bir yöntem ya da birtakım inançlar bulma ve dini çoşkunluk veya sessiz bir fanatizm ile kanılarımızla özdeşleşme eğilimi gösteririz. Kendimizi kanılarımız olarak hisseder ve böylece onları savunur, başkalarına empoze eder, onlarla ilgili hassasiyet duyar, başkalarının da onları onaylamalarını ister ve kanılarımızı gerçekle karıştırırız. 

Başkalarının kanılarına duyarlı olarak, onları yakından izler ve bu kanılara kendi benlik duygumuzu onaylayacak ya da tehtit edecek gücü veririz. Kendimizi başkalarının beklentilerine göre şekillendiririz ya da incinmeye son derece açık bir halde, başkalarının tüm kanılarına direnerek tepki gösterir ve onun yerine, kendi kanılarımızı ‘’Gerçek’’ olarak yüceltiriz. Kısaca, kendimizin ve başkalarının kanılarını bir kaidenin üzerine koyar ve ‘’kanı Tanrısına’’ tapınırız.

Her kim kendisini Gerçek ve Bilginin yargıcı olarak tayin ederse, Tanrıların kahkahasıyla mahvolur.

ALBERT EINSTEIN

Evrensel Yasalara Uyumlanmanın Anahtarı

Tüm sipritüel yasalara ulaşabilme sürecinin anahtarı, kalbimizle ilhamlı, duygusal bir bağlantı kurmakta yatar. Ama, daha önce de belirtildiği gibi, başkalarının kanılarını izlediğimiz sürece kalbimizle temas kuramayız.

Özet olarak, Sezgi Yasası bize, kanı tanrısını izlediğimiz zamanları fark edip, otoriteyi (yetkiyi) kalbimizin tanrısına ve sessiz iç sesimize, yani bizim için nihai değere sahip tek ‘’kanı’’ya devretmeye başlamamızı hatırlatır. Bir kez hissetme merkezimizle temas kurduğumuzda, artık kendi sezgimizi -kendi hayatımız için neyin en iyi olduğunu tayin ettiğimiz ve başkalarının da aynı şeyi yapmalarına izin verdiğimiz o yeri- gözden kaçırmadan başkalarının öğüt ya da kanılarını dinleyebiliriz. O zaman, onlara bağımlı hale gelmeden, başkalarının görüşlerinden yararlanmakta özgür oluruz; eğer bir kanı bize uygun gelmiyorsa, onu kolayca bırakabiliriz. Başkalarının kanılarına direnmez ya da onları görmezden gelmez veya onların peşinden koşmayız; onları dinler, bizim için yararlı olanı alır ve tüm görüşleri kalbimizin bilgeliğine, onun onayına sunarız.

Sezgi Yasası’na uyumlanabilmemiz dileğiyle,

Kaynak; Dan Millman Hayatınızın Amacı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like